Sit Alanları ve Korunan Alanlardan Elinizi Çekin

Çevre, atalarımızdan kalan bir miras değil korunması, geliştirilmesi ve gelecek nesillere devredilmesi gereken bir emanettir. Bu emaneti koruyup kollamak ve bizden sonraki nesillere devretmek en önemli vazifedir. Hiç kimsenin Çevreye miras gözüyle bakmaya ve mirası tüketmeye hakkı yoktur. Emaneti korumak ve emanete İhanet etmemek herkesin görevidir. Yeşil alana müdahale edilmesi bu alanların hor bir şekilde kullanılması ve tahrip edilmesi ülkemize yapılabilecek en büyük kötülüktür. Ülkemizin tüm doğal yaşam alanlarından ve nefes alınan alanlarından ellerin çekilmesi lazım. Ekosistem dengesinin bozulması halinde bir daha eski haline getirilmesi mümkün olmamaktadır. Bu nedenle Tabiat ve çevre, hazlara ve hırslara kurban edilmemelidir.

Şehircilik, medeniyet ve ufuk gerektirir. Ufuksuzluk, kimliksiz şehirleşmeyi doğurur. Çevre ve Şehircilik Bakanının görevi çevreyi ve tabiatı korumak, yaşanabilir şehirler imar ve inşa etmektir. Sit alanları ve korunan alanları imara açarak şehirleri yaşanmaz hale getirmek değildir. Başta İstanbul ve Sahil kentler olmak üzere Türkiye’nin birçok ilinde sit alanlar ve korunan alanlar imar revizyonlarıyla adeta yangından mal kaçırırcasına talan edilmektedir. “Sit alanlar, hassa alanlar, özel çevre koruma alanları, tabiatı koruma alanları, doğal peyzaj alanlar, tabiat parkları, milli parklar, orman alanları, sulak alanlar, denizler, tarım alanları” vb… tüm korunan alanlar emanettir ve korunmalıdır.

Son günlerde yaşanan sel felaketlerinde başta İstanbul, Ankara ve Bursa olmak üzere birçok şehirlerde çarpık kentleşme ve çarpık imar nedeniyle can ve mal kaybı ile birlikte ciddi manada çevre sorunları yaşanmıştır. Yaşanan yağışlarla şehir caddelerinde adeta dere gibi su akışına tanıklık ettik. Su akışı, betonlaşmanın ve suyun toprak ve dere yataklarıyla olan bağının koparılmasının tezahürüdür. Sit alanları yeşil alanlar ve korunan alanların daraltılarak imara açılması şehirlerimizi giderek yaşanmaz hale getirmektedir.

 Önce “Dipsiz Göl” yok edildi, akabinde Maldivler olarak bilinen “Salda Gölü” ne yapılan müdahale, “Sarıyer’de ve İstanbul Boğazındaki sit” alanlarındaki imar değişiklikleri bunu takip etti. Sonra “Ayder” yaylasına uzanan oteller zinciri, şimdide Antalya’nın Kaş ilçesindeki “Çukur bağ” yarımadası Doğal Sit alanındaki plan değişiklikleri… Kısa zamanda bu kadar tabiat harikası alanlara müdahale edilmesi iktidarın Çevreye karşı duyarsız ve hor bakışının göstergesidir. Nerede yeşil alan, nerede nefes alınacak tabiat harikası bir alan varsa o alanlar imar ve betonlaştırmaya dönük adımlar atılarak çevre âdete feda edilmektedir. Rant ve betonlaştırma anlayışı Adım adım çevreyi ve tabiatı tüketmekte ve bunun sonucu kaçınılmaz olarak felaketlerle karşılaşılmaktadır. Artık bu kötü gidişatı ve korunan alanlara müdahaleyi hep birlikti durdurmak gerekmektedir.

Cesim GÖKÇE
Çevre ve Şehircilik Politikaları Başkanı