Prof. Dr. Yazıcı: “Dezenformasyon Yasası Hukuk Devletine Aykırıdır!”

Gelecek Partisi İnsan Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Serap Yazıcı, Dezenformasyon Yasasına ilişkin yayınladığı açıklamada, söz konusu yasanın, ifade hürriyetini büsbütün korumasız hale getirdiğini kaydetti.

Yazıcı’nın konuya dair açıklamasının tamamı şöyle:

“26 Mayıs 2022’de Cumhur ittifakı tarafından TBMM’ye sunulan kanun teklifi, uzun bir süreden beri aşındırılan hukuk devleti ilkesini açıkça ihlâl etmekte; aynı zamanda yıllardır anayasal güvencelerinden yoksun kılınan ifade hürriyetini büsbütün korumasız hale getirmektedir.

Kamuoyunda Dezenformasyon Yasası olarak adlandırılan ve 40 maddeden oluşan teklif, halen yürürlükte olan 24 kanun üzerinde 52 değişiklik yaparken bu kanunlara 3 geçici madde ve 8 ek madde eklemektedir. Bu yönüyle teklif, içeriği bir kenara bırakılsa dahi hukuk devleti ilkesinin hukuk normlarının erişilebilirliği ve öngörülebilirliği yönünden önemli bir anayasaya aykırılık sorunu içermektedir. Ne var ki teklifin yol açması muhtemel sorunlar, hukuk devleti ilkesiyle oluşturduğu çelişkiden ibaret değildir.

Bu teklif demokrasinin olmazsa olmaz unsuru olan ifade hürriyetini büsbütün güvencesiz hale getirmekte ; bu yönüyle gene demokrasinin vazgeçilmezlerinden olan eleştiri hürriyetiyle muhalefet hakkını neredeyse ortadan kaldırmaktadır .

Teklif Metninin Hukuk Devletiyle Çelişkisi

Hukuk devletinden söz edebilmek için bütün organ ve makamların, her tür eylem ve işleminde, hukukun üstünlüğünü dikkate almaları gerekmektedir.

Bir hukuk devletinde, devlet otoritesini hukuka uygun kılmakla ulaşılmak istenen asıl amaç, bireyin varlığını, onurunu, hak ve özgürlüklerini, bu otorite karşısında korumaktır. Bu öz olmadıkça, sadece hukuka uygunlukla sınırlanan bir devlet, hukuk devleti değil, olsa olsa kanun devleti olacaktır.

1982 Anayasası da hukuk devleti ilkesine, Cumhuriyetin niteliklerini düzenleyen 2. maddesinde yer vermektedir. 4. Maddesiyle ise Anayasanın ilk üç maddesini değişmezlik kapsamına almaktadır.

“Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır. Kanunlar Anayasaya aykırı olamaz.” Şu halde yasama (TBMM) kanun yaparken, yürütme (şu anki sistemde Cumhurbaşkanı) kanunları uygularken, yargı ise hukukî uyuşmazlıkları çözüme bağlarken hukuk devletinin gereği olarak anayasa hükümlerine uymak zorundadır.

Devlete güven ilkesi, hukuk devletinin aslî unsurlarından birini oluşturmaktadır. Bu ise, hukuk devleti ilkesini benimseyen bir anayasa düzeninde, hukuk normlarının bazı özellikler sergilemesini gerektirir. Bunlardan biri, hukuk normlarının belirliliği ilkesidir. Bu ilke, hukuk normlarının, herkesçe anlaşılabilecek bir açıklıkta olmasını, uygun vasıta ve yollarla ilan edilmek suretiyle yürürlüğe konulmasını, herkesin erişimine açık olmasını ifade etmektedir. Öte yandan, hukuk normlarının ancak yürürlüğe girmelerinden sonraki olaylar, durumlar ve ilişkilere uygulanabilir olmaları da gerekmektedir. Böylece bireyler, davranışlarını ve hukukî ilişkilerini, yürürlükte bulunan kuralları dikkate alarak düzenleme imkânını bulabilirler.

Hukuki belirlilik ilkesinin gereği olarak, temel hak ve hürriyetlerin müphem ve muğlak hukuk kurallarıyla çiğnenmesine izin verilmemeli, böylece bireylerin hakları, devlet organ ve makamları karşısında korunmalıdır.

Basın Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, yukarıda değindiğimiz gibi, çeşitli kanunların çok sayıda maddesi üzerinde, takip edilmesi ve anlaşılması hukukçular yönünden dahi kolay olmayan değişikliklere yer vermektedir. Bu yönüyle teklif, bireyler için hangi tutum ve davranışların ne tür hukukî sonuçlara yol açacağı konusunda belirsizliklerle dolu bir ortam yaratacaktır.

Bu nedenle kanun, hukuk devletinin önemli unsurlarından olan devlete ve hukuka güven ilkesiyle ve bu ilkenin uzantısı mahiyetindeki hukuk normlarının belirliliği kuralıyla çelişmektedir. Teklifin kanunlaşması ve yürürlüğe girmesinden sonra sosyal medya hesaplarında kullanılan sıradan ifadelerin dahi yol açması muhtemel sorunların öngörülebilmesi, kolay olmayacaktır. Bu nedenle bireyler, düşüncelerini ifade etmelerinin önemli araçlarından olan sosyal medya hesaplarını kullanmaktan vazgeçecekler veya birkaç cümleden ibaret olan açıklamalarının yol açabileceği sonuçların tedirginliğiyle yaşamaya katlanacaklardır.

Türkiye’nin Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine geçişten sonra uzun bir zamandan beri Meclise hâkim olan çoğunluk, kanun yaparken kanunların amaç unsurunun içermesi gereken kamu yararına odaklanmak yerine, bir grup yöneticinin ve onların çevresindeki topluluğun bugünkü ve gelecekteki menfaatlerini korumaya odaklanmaktadır. Sadece bu unsur dahi Türkiye’nin hukuk devleti olmaktan hızla uzaklaştığını göstermektedir. Dezenformasyon Yasası olarak bilinen teklif de kamu yararını koruyacağı izleniminin gerisinde aslında izlenen politikaların bilimsel ve gerçekçi olarak tartışılmasını, kamuoyunun bu konuda bilgilendirilmesini önlemeyi hedeflemektedir. Böylece kanun, seçmenlerin izlenen politikalar hakkında gerçek bilgiye ulaşmalarını engelleyerek müteakip seçimlerde bugün Türkiye’yi yönetenlerin zafer elde etmelerini sağlamayı amaçlamaktadır.

Bu teklif aynı zamanda Anayasamızın değişmezlik izafe edilen 2. maddesinin içerdiği insan haklarına saygılı devlet ve demokratik devlet kavramlarıyla bunların ayrılmaz parçası olan ifade hürriyetiyle de bağdaşmamaktadır.”